Birlikte büyüyen bir cep dergi.

Film Seçme Yorgunluğu

Bazen film izlemek için her şey hazırdır. Yemek yapılmış, ışık ayarlanmış, koltuk konfor moduna alınmış… Sadece bir film açıp “tamam, bugünlük bu kadar” demek istiyorsundur. Sonra ne olur? “Ne izlesem?” diye platformlar arasında gezmeye başlarsın. Fragman aç-kapat, puana bak, konuya bak, oyuncuya bak… Bir noktada izleme isteği uçar gider, geriye sadece tuhaf bir bıkkınlık kalır.

Ben buna film seçme yorgunluğu diyorum ve komik olan şu: yorgunluk filmden değil, karar vermekten geliyor. Seçenek çok olunca beynin en iyisini bulmaya çalışıyor. “Madem vakit ayırdım, bari mükemmel olsun” baskısı başlıyor. O baskı da keyfi öldürüyor. Eğlence, fark etmeden mini bir sınava dönüşüyor.

Bu sadece filmde de değil, YouTube tarafında daha da beter. Mesela yemek hazırlıyorsun; “tamam bir şey açayım” diyorsun. Sonra video ararken kayboluyorsun. Bir bakmışsın 10 dakika geçmiş, öneriler arasında dolaşmışsın, takip ettiğin kişilerin kanallarına girip çıkmışsın… Ve evet: yemek soğumuş. O an fark ediyorsun; izlemek için değil, seçmek için vakit harcadın. Keyif diye başladığın şey, küçük bir karar maratonuna dönüştü.

Ben genelde tek başımayken yerken izliyorum. O yüzden bu “seçme” meselesi daha da can sıkıcı oluyor. Çünkü karşında kimse yok; tartışma yok; anlaşma yok ama yine de süreç uzuyor. Bence bunun bir nedeni de şu: Seçenek çok olunca, her seçimin yanında bir de kaçırdıkların büyüyor. Birini seçince diğerlerini eliyorsun ve kafanın bir köşesi “ya daha iyisi varken yanlış seçersem?” diyor. Film izlemiyorsun; resmen risk yönetiyorsun.

O yüzden benim en işe yarayan çözümüm şu: İzlenecekler listesi. Ama öyle 200 tane biriktirip çöplüğe çevirmek değil. Ben bunu iki yerde tutuyorum: Notlar ve Letterboxd. Bir şey ilgimi çektiğinde, özellikle takip ettiğim birinin önerdiği bir film/video denk geldiğinde, o an izlemeye çalışmıyorum. Direkt listeye atıyorum. İzleme zamanı gelince de arama yapmıyorum; listeden seçiyorum. Bu sayede hem karar yorgunluğu azalıyor, hem de o an en iyiyi bulma baskısı kayboluyor.

Benim kuralım da net: maksimum 10. Liste 10’u geçti mi, yenisini eklemeden önce birini çıkarıyorum. Çünkü 10’dan sonra liste kolaylık olmaktan çıkıp yine seçenek stresine dönüyor. Hatta bir şey daha var: Bence bazen yeni bir şey seçmeye çalışmak yerine eski bir filmi tekrar izlemek, günün en doğru kararı olabiliyor. Çünkü bazı filmler bir kere izlenip biten şeyler değil; tekrar izleyince daha iyi oturuyor, daha iyi his veriyor. Bu da ayrı bir özgürlük: Her seferinde yeni bir şey bulmak zorunda değilsin.Özetle: Film seçme yorgunluğu gerçek. Ve bence çözümü de aşırı felsefe değil: seçimi küçültmek. Aramayı azaltmak. Listeyi kısa tutmak. Ve bazen de en iyi filmi aramayı bırakıp, sadece açıp izlemek.

YAZAN: MERT ER

Yorum bırakın