Birlikte büyüyen bir cep dergi.

Kısa İçerik Çağında Sabır Krizi

Ben çok film izleyen bir insanım. Öyle açıp arkada döndürmek değil; oturup gerçekten izlemeyi seviyorum. O yüzden sosyal ortamda film muhabbeti açılınca hep aynı şeye denk gelmeye başladım: “İzlemedim.” Hangi filmi sorarsam sorayım cevap genelde bu. Nedenini sorunca da klasik cümle geliyor: “Vaktim yok.” Başta normal karşıladım çünkü herkesin işi gücü, koşuşturması var. Ama zamanla bu açıklama bana pek gerçek gibi gelmemeye başladı. Çünkü “vaktim yok” diyen insanların gün içinde başka şeylere gayet vakti vardı.

Bir gün artık dayanamadım, tabii hesap sorar gibi değil de meraktan, “Ekran sürene bir baksana” dedim. Zorla baktırdım resmen. Ve orada mesele netleşti: Sosyal medya ekran süreleri 5-6 saatleri buluyordu. Yani aslında vakit yok değildi; vakit vardı ama başka bir yere akıyordu. Daha da ilginci, bu kadar süre kaydırıp kapanınca da kimse “oh ne güzel dinlendim” demiyor. Tam tersine günün sonunda “hiçbir şey yapmadım” hissi kalıyor. O zaman insan şunu anlıyor: Bu, zaman yönetiminden çok dikkat yönetimi.

Sonra “Tamam, beraber izleyelim o zaman” dedik. Film de öyle aşırı ağır, aşırı sanat filmi gibi bir şey değil; sıkıcı olduğunu sanmıyorum. Ama daha film ısınmadan o tanıdık şeyler başladı: kıpırdanmalar, telefona uzanmalar, kopmalar… Bir sahne kaçınca geri sarayım diye uğraşmak bile zor geliyor; direkt zihnen çıkıyorlar. O anda şunu fark ettim: Film sıkıcı olduğu için değil, film “uzun ritimli” olduğu için dayanmak zorlaşıyor. Çünkü kısa içerikler beynin temposunu değiştiriyor.

Kısa içerikler dopamini çok ciddi etkiliyor. 15-20 saniyede bir yeni bir şey: yeni bir şaka, yeni bir yüz, yeni bir olay, yeni bir sürpriz… Beyin de “bir sonrakinde daha iyisi var” diye beklemeye alışıyor. Ödül çok hızlı geliyor ve bu hız, uzun içerikleri istemsizce “yavaş” hissettiriyor. Film ise ödülü geciktiriyor; önce kuruyor, sonra veriyor. Ama biz artık ödülün hemen gelmesine öyle alışmışız ki, gecikince “sıkıcı” etiketi yapıştırıyoruz. Bu yüzden ben artık “vaktim yok” cümlesini duyunca şunu anlıyorum: Vakit var ama dikkati bir yerde tutacak sabır kalmamış.

Kimseye “sosyal medyayı bırakın” demiyorum, gerçekçi de değil. Ama bence bir şey net: Eğer film izlemek, kitap okumak, uzun bir şeye dalmak zor gelmeye başladıysa, sorun “içeriğin kalitesi” olmayabilir. Sorun, beynin artık kısa içerik hızında yaşamaya şartlanması olabilir. Dikkat de kas gibi; çalıştırmazsan küçülüyor, çalıştırırsan geri geliyor. Belki de mesele şu: Filmler uzamadı… biz hızlandık.

Yazan: Mert ER

Yorum bırakın