Birlikte büyüyen bir cep dergi.

Kan, Gemi ve Şarap: Akdeniz’in Karanlık Masalı

“Korsan” deyince gerçek hayatta kimse sevmiyor—haklılar da. Yağma var, kan var, adaletsizlik var. Ama bazı dünyalarda korsanlar inanılmazdır. Çünkü korsan hikâyesi dediğin şey sadece suç ve kılıç şakırtısı değildir; aynı zamanda özgürlük arzusudur, kaçıştır, hayatta kalma biçimidir. Benim de Kan, Gemi ve Şarap fikrim tam buradan doğdu: Gerçekte yüzüne bile bakmayacağın bir hayat, hikâyenin içinde seni kendine çekebilir mi?

Bu kitabı yazarken istediğim ilk şey şuydu: Okur daha ilk sayfalarda merak duysun, hafiften gerilim hissetsin ve en önemlisi o atmosferin içine girsin. Çünkü bazı hikâyeler izlenmez; içine girilir. 1600’ler… Akdeniz suları… Gökdeniz ve Oddeniz’in1 dalgaları… Ben coğrafyayı ve zamanın ruhunu kurdum ama atmosferin bir kısmını özellikle sana bıraktım: O rüzgârın sesini, tuzun kokusunu, tavernanın loşluğunu, güvertede gıcırdayan tahtaları sen tamamla istedim. Çünkü en iyi deniz hikâyesi, okurun hayal gücüyle genişler.

“Kan, Gemi ve Şarap” benim için tarihin üç büyük unsuru gibi. Evet, bir yandan gerçekten tarih boyunca hep yan yana duran üç şey bunlar; bir yandan da metaforlar. Neyi temsil ettiklerini burada açıklarsam büyüsü kaçar. Sadece şunu söyleyeyim: Okudukça “bu kelimeler boşuna yan yana değilmiş” diyeceğin bir noktaya götürüyor.

Kaptan Artemisli Hakan’ı yazarken aklımda tek bir soru vardı: Onunla sempati kurmak kolay olabilir ama günün sonunda o bir korsan. Bir korsana güvenebilir misin? İşte ben bu soruyu okurun eline verip kaçmak istedim. Çünkü bence iyi hikâye, karakteri “iyi” ya da “kötü” diye etiketlemek değil; okuru kararsız bırakmaktır. Hakan’ın yanında yürürken hem “hak veriyorum” diyeceksin, hem de “bu adamla aynı masaya oturulur mu?” diye düşüneceksin.

Okurun en hızlı bağ kuracağı kişi ise benim için çok net: Lino. Tayfanın miçosu, son üyesi ve en “yabancı” kişi. Çünkü Lino’nun bildikleri az—tıpkı hikâyeye yeni giren okur gibi. Ben de onu özellikle bu yüzden seviyorum: Lino ne görüyorsa sen de onunla görüyorsun; o ne kadar şaşırıyorsa sen de o kadar şaşırıyorsun. Hatta bazen Lino’nun korkusu, okurun merakını daha da büyütüyor.

Bir de şu var… Hani derler ya: “Gemide kadınlar uğursuzluk getirir.” Evet, derler. Ehehe. Yakamoz tayfasında iki kadın üye var. Ben bu detayı özellikle sevdim; çünkü hikâyenin dünyası karanlık ve sertken, bazı “inanışları” kırmanın yarattığı çatlaklar çok güzel gerilim çıkarıyor. Kısacası: Bu tayfada her şey geleneklere göre yürümüyor ve bu, işlerin daha da karışacağı anlamına geliyor.

Bu kitap kimler için ve neden okunmalı?

Hikâyenin ana meselesi sadece “kaç, kovala, savaş” değil. Evet, bir özgürlük savaşı var ama onun yanında daha büyük bir şey var: Hayallerini gerçekleştirmek. Karşına ne kadar engel çıkarsa çıksın, en büyük hayalini yapmak zorunda olduğun o his… Benim sevdiğim taraf da bu oldu. Çünkü denizde bazen düşmanın insan değildir; bazen kaderdir, bazen geçmişindir, bazen de “ben bunu yapabilecek miyim?” sorusudur. Ve evet, kitabın sonuna doğru “kader” dediğimiz şeye dair bir fark ediş var—mini bir titreme gibi—son sayfayı kapatınca bir süre aklında kalacak türden.

Bu kitap kimlere göre? Fantastik, gizem ve mitoloji sevenlere. Üstelik ben Türk mitine özellikle ağırlık verdim; o tat, o gölge, o eski hikâyelerin sertliği… hepsi bu dünyanın içinde var. Ama şunu da dürüstçe söyleyeyim: Bu karanlık bir dünya. Korsanların olduğu bir hikâyede zıplayan küçük tavşanlar olmaz. Gerçek hayatta yaşanmış, bazen insanların “yok ya” diyerek kabullenmek istemediği şeylerle karşılaşabilirsin. Ben bunu yumuşatmadım—çünkü deniz romantik olduğu kadar acımasızdır da.

Ve en güzel kısmı: Ben bu hikâyeyi tek kitap gibi değil, bir kapı gibi düşündüm. O yüzden kitap bittiğinde şunu hissetmeni istiyorum: “Ben ikinci kitabı da okumak istiyorum.” Çünkü bazı dünyalar, bir kez kapısını aralayınca bitmiyor.

Bu tayfaya katılmak istersen, Kan, Gemi ve Şarap için bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Yazan: Mert ER

  1. Oddeniz, Türk ve Altay mitolojisinde yer alan söylencesel denizlerden birini ifade eder. Bu deniz, ateş denizi olarak da bilinir ve Akdeniz ile Gökdeniz’in ötesinde yer aldığı düşünülür. ↩︎

Yorum bırakın